1 - 11


Kemoterapi




Kemoterapi hücre bölünmesine (mitoz) müdahele ederek etki gös­terir. Tıpkı radyoterapide olduğu gibi, kanser hücrelerinin bölünme­sini durdurmakta başarılı olduğun­da, yenilenmeyen tümör hücreleri yaşlanarak ölür.

Sitotoksik kemoterapi, daha çok radyoterapiye benzer şekilde, hem bölünmekte olan normal hücreleri hem de bölünmekte olan kanser hücrelerini etkiler. Kemoterapi ba­şarılı olduğunda etkisi en çabuk, önceden hızla bölünen hücrelerin bulunduğu kanserlerde ortaya çı­kar. Aynı şekilde yan etkileri de en çok, genellikle çok çabuk bölünen normal hücrelerin bulunduğu doku ve organlarda belirgindir. Bunlar arasında kan hücrelerinin yapım ye­ri olan kemik iliği, saç kökleri (folikül) ve barsağın iç çeperi bulunur.

Radyoterapide olduğu gibi kemoterapide de kanser hücrelerini öldürmek ile katlanılması zor yan etkilerden kaçınmak arasında doğ­ru dengenin kurulması gerekir. Neyse ki son yıllarda kemoterapinin yan etkilerini pek çok kişinin düşündüğünden daha az sorun ya­ratacak ölçüde azaltan önemli ge­lişmeler kaydedilmiştir. Gerçekten de artık bazı kemoterapi türleri hiç­bir rahatsız edici belirtiye yol açma­maktadır. Bu koşullar altında bazı arkadaş ve akrabaların hastaları kemoterapiyle ilgili çok olumsuz bek­lentilere sokması şaşırtıcı bir du­rumdur.

Bazı başka ilaçlar kemoterapiyle etkileşime girebilir. Tedavinizden sorumlu onkoloğa kullandığınız di­ğer tüm ilaçları söylemelisiniz.
Pek çok farklı sitotoksik ilaç ve bunların çok sayıda kombinasyonu (birleştirilmiş ilaç tedavileri) vardır. Bu kombinasyonlar çok farklı kan­ser türlerinde ve çok değişik koşul­larda kullanılabilmektedir. Genellik­le bazı kanser türleri diğerlerine gö­re daha iyi yanıt verir. Ayrıca, tek tek ilaçların belli kanser türleri üze­rindeki etkileri de değişkendir. Hangi kanser türünde hangi kemo-terapilerin kullanıldığını burada ay­rıntılarıyla anlatmak olanaklı değil­se de, bu konuda bilgi edinmek is­teyenler “Yararlı adresler” başlıklı bölümde yer alan kaynaklara baş­vurabilir.

İlaçların kombine edilmesi (bir arada kullanılması)
Herhangi bir kanser türünde, çok etkili bir ilaç kullanılsa bile hücrele­rin bir kısmı ölürken, bir kısmı ilacadirenç gösterir. Tedavinin direnç nedeniyle başarısızlığa uğrama ola­sılığını azaltmak için, kemoterapile-rin çoğunda kombinasyonlar kulla­nılır. Ayrıca kombinasyonlarda veri­len ilaç dozu, ilaçların her biriyle ayrı ayrı gerçekleştirilen tedavide verilenden daha düşük tutulabilir ve böylelikle bazı yan etkilerden kaçınılabilir.

Kombinasyon kemoterapisi sıra­sında doktorunuz belirli bir kanser türüne karşı etkili olabilecek, ancak görece farklı yan etkilere yol açan ilaçları seçmeyi hedefler. Ayrıca hücre bölünmesinin farklı evreleri­ne müdahele eden ilaçların bir ara­da kullanılması da istenebilir. An­cak sonuçta seçilen kombinasyon, aynı kanser türü bulunan çok sayıda hastanın tedavisinde daha önce kullanılmış ve en iyi sonuç vermiş olan kombinasyondur.

Kemoterapinin uygulanması
Bazen kemoterapi ağızdan verilebilirse de, sıklıkla toplardamar içine yapılan enjeksiyon yoluyla uygula­nır (intravenöz ya da IV). Kemote­rapi enjeksiyonunun başında, test için kan veriyormuş gibi hissedilir. İğnenin yapıldığ bölgede serinlik ya da başka olağandışı duyumsa­malar da görülebilir.

Kemoterapi büyük olasılıkla ara­lıklı olarak, belki de üç haftada bir ya da ayda iki kez, poliklinikte uy­gulanacaktır. Genellikle el ya da önkol üzerindeki bir toplardamara birkaç dakika ile birkaç saat arasın­da değişen sürelerle tek enjeksiyon ya da infüzyon (damla damla uygu­lama) şeklinde uygulanır. Bazen enjeksiyonlar birkaç gün boyunca her gün tekrarlanır ve bazen de kürler arasında iki-üç haftalık aralar bırakılarak ilaç bir ya da birkaç gün boyunca sürekli infüzyonla verilir. Çok farklı tedavi programları vardır.

Daha yoğun ve toksik tedaviler­de hastanede kalmanız gerekebilir. İnfüzyon biçiminde uygulanan kemoterapide genellikle hastanın ser­viste yatırılması gerekir; ancak aynı ilaçların vücuda bağlanan küçük bir pompa yardımıyla evde uygulan­ması da olanaklıdır. Bu yöntem özellikle uzun süreler boyunca sü­rekli infüzyon tedavisi görmesi ge­reken hastalar için yararlıdır.

Uzun süreli infüzyona ya da çok sık aralıklarla enjeksiyona gerek du­yan hastalarda “merkezi toplarda­mar kateteri” ya da bir “damar yo­lu” yerleştirilebilir. Bunlar esnek tüplerdir ve içte kalan uçları göğüs­teki büyük bir toplardamara, dışta kalan uçları ise vücudun dışına açı­lır. Böylelikle ilaçlar bunun içinden enjekte edilebilir. Dış uç, göğsün ön kısmında olabileceği gibi (Hickman ya da Groshong kateterleri) çevresel (periferik) yerleştirilmiş merkezi kateterler kullanıldığında koldaki toplardamarda da olabilir. Kimi zaman kateterin dışa açılan ucu derinin dışına çıkartılmaz, bu­nun yerine cerrahi bir işlem gerçek­leştirilerek, göğüs duvarındaki deri­nin altına, dışarıdan zor fark edilen küçük bir hazne olan giriş noktasına tutturulur. Daha sonra derideki bu giriş noktasından enjeksiyon yapı­lır. Bu tür giriş noktaları herkes için uygun değildir, ancak hastalar bu uygulamanın normal yaşamlarını fazlaca etkilemediğini düşünmek­tedir. Kateter hastanede yerleştirilir ve sonra eve gidebilirsiniz. Çok en­der olarak kemoterapi kanserli ka­raciğeri ya da uzvu besleyen atar­damara doğrudan yerleştirilen bir kateter aracılığıyla uygulanır.

Her kemoterapi uygulaması dö­nemine (ister tek enjeksiyon ister birkaç günlük tedavi olsun) genel­likle kür adı verilir, ancak bazen tek enjeksiyon ya da infüzyon olarak verildiğinde ‘pulse tedavi’ (aralıklı yoğun tedavi) denir. Bu kürler her zaman özel eğitimli personel tara­fından verilmelidir ve bu dönemde genellikle hastalarla uzmanlaşmış hemşireler ilgilenir.

Kemoterapi ne kadar sürer ?
Kemoterapi tedavisinin süresi bir dizi etmene bağlıdır. Tamamen iyi­leştirme amacıyla ya da yardımcı (adjuvan) tedavi olarak uygulandı­ğında, kemoterapinin süresi geç­mişteki klinik deneyimler ve araştır­ma sonuçları temelinde açıkça bili­nebilir (elbette, tedavinin etkisiz olduğunu gösteren bir kanıt yoksa). Kemoterapi yalnızca birkaç ay süre­bileceği gibi, bir yıl ve hatta daha uzun da sürebilir. Amaç belirtileri azaltmak ya da yaşamı uzatmaksa, tedavinin süresi kanser üzerindeki etkisine ve yan etkilere bağlıdır.

Yan etkiler
Günümüzde pek çok hasta kemote-rapinin ciddi yan etkilerinin az oldu­ğu düşüncesindedir. Belki sizde de bazı yan etkiler gelişecektir, ama bunlar genelde ciddi değildir. Kulla­nılan ilaca, doza ve hastanın genel sağlık durumuna göre yan etkilerin şiddeti büyük değişkenlik gösterir. Yine de çok sayıda ilaçta ortak olan bazı yan etkiler vardır. Tedavi kürle­ri arasındaki dönemler normal hüc­relerin (özellikle de kemik iliği hüc­relerinin) toparlanmasına izin verir; kemik iliği hücreleri diğer hücreler­le karşılaştırıldığında kemoterapiye daha duyarlıdır.

Kan üzerindeki etkiler (niçin kan sayımı yapılması gerekiyor) ?
Ke­mik iliği değişik türde kan hücreleri üretir. Eritrositler (alyuvarlar) vücu­dumuza oksijen taşır, lökositler (ak­yuvarlar) enfeksiyonlarla savaşır, trombositler ise kan damarlarındaki sızıntıları pıhtı oluşturarak tıkar. Al­yuvar eksikliğine anemi, akyuvar eksikliğine lökopeni ve trombosit eksikliğine ‘trombositopeni’ denir. Sitotoksik ilaçların çoğu kemik iliği işlevleri üzerinde (özellikle de lökosit ve trombosit üretimi üzerin­de) geçici etkilerde bulunur. Kemoterapinin en sık karşılaşılan ve ge­nellikle de en fazla önem taşıyan yan etkisi kemik iliği üzerindeki toksik etkidir. Akyuvarların ve trombositlerin kandaki yoğunlukları (ya da sayıları) kemoterapiden yak­laşık bir hafta sonra azalır ve azal­manın ölçüsü hem kullanılan ila­ca/ilaçlara hem de doza bağlıdır.
Lökopeni belirli bir ağırlık düze­yine ulaştığında, hastada enfeksiyon riski artar ve bağışıklık sisteminin hastalıkla baş edebilme becerisi aza­lır. Bu nedenle hastanın enfeksiyonlu kişilerle ya da kısa süre önce can­lı aşı yapılmış çocuklarla yakın tema­sa geçmemesi istenebilir. Ayrıca ki­şisel temizliğinize, diş ve deri bakı­mına daha fazla önem vermeniz ve bakterilerin kan dolaşımına karışma­sına neden olabileceğinden, sivilce­lerinizi sıkmamanız da tavsiye edile­bilir. Bu tür önlemler özellikle yoğun tedavi uygulanan hastalar açısından daha önemlidir. Kemoterapi uygula­nan ya da kısa süre uygulanmış olan hastalar, herhangi bir aşının kendile­ri için uygun olup olmadığını öğren­melidir. Bu hastaların genellikle can­lı aşılardan (canlı organizma içeren aşılar) kaçınmaları gerekir.

Kemoterapi uygulanan hastalar herhangi bir enfeksiyon bulgusunu (özellikle ateş, terleme ve titreme) derhal doktora bildirmelidir. Böyle bir durumda hemen kan sayımı ya­pılır. Akyuvar sayınız belirli bir dü­zeyin altındaysa, toplardamarlar aracılığıyla geniş bir etki yelpazesi olan bir antibiyotikle tedaviye baş­lanır ve böylelikle bir yandan hücre sayılarının normale dönmesi bekle­nirken, bir yandan da vücudun ken­di bağışıklık sisteminin enfeksiyonla savaşımına yardımcı olunur.

Çok ender olarak trombositopeni öylesine derinleşir ki, hastada kolayca kanama ya da morarma olabilir; bu tür durumlarda da vakit geçirmeden doktora haber veril­melidir. Kemik iliğinin toparlanma­sı beklenirken gerekirse size trombosit verilebilir. Trombosit sayınız düşükse, küçük yaralanmalardan bile kaçınmak için elinizden geleni yapmanız gerekir. Kemoterapiye bağlı anemi genellikle çok daha az acil bir sorundur. Ancak deride solukluğa ve yorgunluk, halsizlik ve nefes darlığı gibi belirtilere neden olabilir.

Normal koşullarda kan hücrele­rinin sayısı oldukça kısa sürede nor­male döner. Bir sonraki kemoterapi küründen önce sayıların normale dönmesi önemlidir. Tersi durumda, sayılar normale dönene kadar teda­viyi ertelemek gerekebilir ve kimi zaman kemoterapi dozu azaltılabi­lir. Hücre sayıları düşükken yeni ke­moterapi uyulandığında ciddi komplikasyonlarla karşılaşma riski önemli ölçüde artar. Yukarıda sayılan nedenlerle, her kemoterapi kü­ründen önce kan hücre sayıları mutlaka kontrol edilir.

Kimi zaman akyuvar sayısının normale dönmesi için kemoterapi sonrasında hastaya büyüme faktörü (koloni uyarıcı faktör olarak da bili­nir) uygulanabilir; alyuvarların üre­timini uyarmak için de epoetin ve­rilebilir. Ancak anemi genellikle kan nakli yapılarak kolaylıkla düzeltile­bilir.

Bulantı/kusma
Bulantı ve kus­ma kemoterapinin iyi bilinen yan etkileri arasındadır; ancak günü­müzde bulantı ve kusma eskisine göre çok daha az sorun yaratır. Ba­zı ilaçlar çok az bulantı ve kusmaya yol açar ve hatta hiç açmaz. Eğer bulantı ve kusmaya daha çok yol açan ilaçlar kullanıyorsanız bu so­run genellikle modern bulantı önle­yici ilaçlarla (antiemetik olarak bili­nirler) önlenebilir ya da büyük ölçü­de azaltılabilir. Antiemetikler belir­tilerin gelişmesini durdurmak ama­cıyla artık rutin olarak uygulanmak­ta ve bazen kemoterapiden bir gün önce verilmeye başlanmaktadır.

Saç kaybı
İyi bilinen bir diğer yan etki de saç kaybı ya da alopesidir, ancak tüm kemoterapi ilaçları bu yan etkiye yol açmaz. Saç foliküllerindeki (köklerindeki) hücreler hızlı bölündüklerinden, saçlar kemoterapiye duyarlıdır. Kimi zaman yalnızca az miktarda alopesi gelişir­ken, bazı ilaçlar saçları tamamen dökebilir. Ayrıca bazı hastaların saçlı derilerinde geçici duyarlılık da gelişebilir. Saç kaybı genellikle te­davinin başlamasından 2.5 hafta sonra görülür. Kemoterapi bittikten sonra saçlar yeniden çıkar (genel­likle de son kürden yaklaşık 3 hafta sonra tekrar büyümeye başlar). Başlangıçta saçlarınızın önceki du­ruma göre daha kıvrımlı olduğunu fark edebilirsiniz. Kimi zaman ke­moterapi sırasında da yeni saçlar çıkabilir. Vücuttaki tüyler de dökü-lebilir, ancak en çok etkilenen ge­nellikle saçlarımızdır.

Neyse ki, son yıllarda toplumun saç kaybına karşı tutumu büyük öl­çüde değişmiştir; belki kısmen mo­danın değişmesinden, kısmen de kanser tedavisi sonrasında saçlarını yitirmiş kişileri görmeye alıştığımız ve onlar hakkında daha çok yazı okuduğumuzdandır. Saçlarınızı yitir­me düşüncesinin sizi üzmesi anlaşı­labilir bir durumdur, ancak belki de bununla sandığınızdan çok daha ko­lay baş edeceğinizi göreceksiniz.

Başınızı açık bırakmak (gerçi gi­derek daha çok insan böyle yapıyor) sizi rahatsız ediyorsa saçlarınız yeni­den çıkana kadar peruk kullanabilir­siniz. Saçlarınız önemli ölçüde dö­külmeye başladığında geri kalanları tıraş etmeniz ya da en azından kısa kesmeniz genellikle iyi bir fikirdir.

Saç kaybını azaltmak için size “saçlı deriyi dondurma” adı verilen bir teknik kullanmanız önerilebilir. Bu teknikte kemoterapi enjeksiyo­nundan bir süre önce ve sonra son derece soğuk bir başlık giyilir. So­ğuk başlık, saçlı derideki kan da­marlarını büzüştürerek, saç kökle­rine daha az ilaç gitmesini sağlar. İşlem herkese uygun değildir ve bazı hastalarda etkili olsa da, her zaman başarılı olmaz. Kemoterapi süresini önemli ölçüde uzatır ve ra­hatsızlık verebilir.

Diğer yan etkiler
Pek çok kişi kemoterapiden sonra bir iki gün boyunca (bazen daha uzun) kendini iyi hissetmez. Yorgunluk yakınmasıyla da oldukça sık karşılaşılır ve yorgunluk kimi zaman oldukça uzun sürer. Yan etkilerin çoğu ol­dukça kısa sürede geçerken, bir kıs­mı uzun sürer ve çok ender olarak da kalıcı olur.

Kemoterapinin ender görülen yan etkilerinden birisi de enjeksi­yon bölgesindeki deri hasarıdır. Ba­zı ilaçlar, toplardamardan sızıp çev­re dokulara temas ettiklerinde, cid­di ülserlere yol açabilmektedir. Gü­nümüzde kemoterapi uygulayan görevliler son derece eğitimlidir ve ilaçların uygulanması sırasında bü­yük özen gösterilir. Yine de çok en­der olarak bu sorunla karşılaşılabilir. Enjeksiyon devam ederken enjeksi­yonun giriş bölgesinde herhangi bir ağrı ya da rahatsızlık hissettiğinizde bunu hemen görevliye bildirmeniz gerekir, çünkü bu yakınmalar sızın­tının ilk belirtisi olabilir.

Bazı kemoterapiler yumurtalık ya da testislerin normal çalışmasını durudurabilir. Buna bağlı olarak fertilite (doğurganlık) azalabilir ya da kısırlık gelişebilir; hatta bazı kadın­lar erken menopoza girebilir. Kısır kalmalarına yol açabilecek bir teda­viye başlamadan önce genç erkek hastalar, spermlerini sperm banka­sına yatırabilir. Doğurganlığını yiti­recek olan bazı kadınlar ise, embri­yolarını özel hazırlanmış derin don­durucularda saklatabilir. Bunun için önce yumurtalıkların yumurta üret­mesini sağlayacak ilaçlar verilir; yu­murtalar eş ya da donörden (verici) alınan spermlerle laboratuvarda döllenir. Bir diğer seçenek de döl­lenmemiş yumurtaların saklanması-dır ama bunda başarı oranı çok dü­şüktür.

Kemoterapinin başka pek çok olası yan etkisi vardır ve bazı yan etkiler bazı ilaçlara özeldir. Öte yandan çoğu hastanın bu yan etki­leri hiç yaşamadığı ya da katlanıl­maz bulmadığı rahatlıkla söylenebi­lir. Benzer şekilde bu yan etkiler ba­şarıyla tedavi edilebilir ve hatta ön­lenebilir. Daha yoğun tedavilerde yan etkilerle karşılaşma olasılığı ve yan etkilerin şiddeti artar. Bunlar arasında ağızda ülser, gözde ağrı, sistit, ishal, tırnak değişiklikleri,uzuvlarda uyuşma, döküntü, hafif bellek ve konsantrasyon bozukluk­ları ve depresyon bulunmaktadır. Çok ender olarak akciğer, kalp ya da böbrek üzerinde yan etkiler gözle­nebilir veya uzun yıllar sonra başka bir kanser gelişebilir. Tedavi sırasın­da size rahatsızlık veren her türlü belirtiyi bildirin; sıklıkla bu konuda yapılacak birşeyler vardır. Elbette bu tür belirtilerin tümü kemoterapiden kaynaklanmaz ve başka olası nedenlerin de değerlendirilmesi ge­rekebilir.

Kemoterapi görmeye başlaya­caksınız, tüm bu olası yan etkileri okumak sizi korkutabilir; ama pek çok hastanın kemoterapiler arasın­daki dönemde sosyal ve mesleki ya­şamını normal olarak sürdürebildiği­ni unutmayın. Gerçekten de böyle davranan hastaların kemoterapinin etkileriyle genellikle daha kolay baş edebildiği görülmektedir. Pek çok hasta, kemoterapinin beklediklerin­den daha az rahatsızlık verdiğini dü­şünmektedir.




Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Aşağıdaki konuları okudunuz mu?

1 - 11